|
İNCİL'DE TARİF
EDİLEN ALLAH'IN
PEYGAMBERİ HZ.İSA
ıristiyanlık
çeşitli mezheplere, bu mezhepler de kendi içlerinde
çeşitli kollara ayrılmaktadır. İncil'i farklı
şekillerde yorumlayan, farklı uygulamalara sahip
çok çeşitli dini akımlar, kiliseler bulunmaktadır.
Ancak bu farklı kolların çok büyük bir bölümünün
ittifakla kabul ettikleri iman esası "üçleme"dir.
Tarih boyunca üçleme inancını
reddeden çeşitli akımlar ortaya çıkmış, ancak
bu akımların büyüyüp güçlenmeleri, çoğunluğu
oluşturan üçleme savunucuları tarafından engellenmiştir.
Bu akımlar hemen "sapkın" ilan edilmiş, baskıya
maruz kalmış ve bir şekilde sindirilmişlerdir.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde göreceğimiz bazı
azınlık gruplar dışında üçleme inancı, Hıristiyan
dünyasında genelde kabul görmüş ya da kabul
görmeye zorlanmıştır.
Kitabın başından beri belirttiğimiz
gibi üçleme inancı Kuran'a tamamen aykırı
bir inançtır ve İncil'de dahi yer alan açıklamalar
Hz. İsa'nın hayatının hiçbir anında böyle bir
iddiada bulunmadığını, böyle bir şeyi ima dahi
etmediğini, hatta bu gibi girişimleri bizzat
kendisinin engellediğini, her konuşmasında Allah'ı
övdüğünü ve yücelttiğini ortaya koymaktadır.
Günümüzde üçleme inancının karşısında yer
alan çevrelerin en çok üzerinde durdukları konulardan
biri de zaten budur: Hz. İsa'nın beşer kimliği.
Hz. İsa'nın
hayatı üçleme iddiasını yalanlar
İncil'de
Hz. İsa'nın hayatı ve bu kıymetli elçinin tebliği
ile ilgili verilen bilgiler ve Hz. İsa'nın hikmetli
öğütleri üçleme inancı nedeniyle asırlardır
gözardı edilmektedir. Üçleme inancı kafaları
o kadar karıştırmaktadır ki, bunun sonucunda
Hz. İsa ilahlaştırılmakta ve adeta kendisinden
medet umulur hale getirilmektedir.
Kuran'a göre Hz. İsa, Allah'ın
insanlara uyarıcı ve korkutucu olarak gönderdiği,
doğumundan Kendi Katı'na alışına kadar hayatının
her anında benzersiz mucizeler yaratarak yardımda
bulunduğu mübarek bir peygamberidir. Onun doğumu
Allah'tan çok büyük bir mucizedir. Ancak doğumunun
ardından o da tüm insanlar gibi bir yaşam sürmüştür.
Hz. İsa da diğer insanlar gibi Allah'ın "Ol"
demesiyle var olmuştur ve Allah'a karşı aczini
bilen, Allah'a muhtaç bir beşerdir. Gerek Kuran
ayetlerinde gerekse İncil'de Hz. İsa'nın beşer
özellikleri çok çeşitli örneklerle tarif edilir.
Örneğin önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi,
Rabbimiz Maide Suresi'nin 75. ayetinde Hz. İsa
ve Hz. Meryem için "...ikisi de yemek yerlerdi..."
şeklinde buyurmuş, onların birer melek olmadıklarını,
diğer insanlar gibi olduklarını belirtmiştir.
İncil'de yer alan pek çok örnekte
Hz. İsa'nın beşer özelliklerinden bahsedilmektedir.
Bunlardan bazıları şu şekildedir:
Hz. İsa'nın
doğumu, soyu, yakınları

Stephan Lochner, Cologne Katedrali,
1440-1450
|
İncil'de Hz. İsa'nın soyu ve
dünyaya gelişi ile ilgili çeşitli açıklamalar
bulunmaktadır. Bu bilgilere göre Hz. İsa, Hz.
Davud'un soyundan gelmektedir. Hz. İsa halk
arasında tanınan bir kişidir. Halk onun kimin
soyundan geldiğini, nerede doğup büyüdüğünü
bilmektedir. Hz. İsa'nın ailesi halk tarafından
yakından tanınmaktadır:
Eski çağlardan beri kutsal
peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi,
kulu Davut'un soyundan bizim için güçlü
bir kurtarıcı çıkardı; düşmanlarımızdan, bizden
nefret edenlerin hepsinin elinden kurtuluşumuzu
sağladı. (Luka, 1/69-71)
İbrahim oğlu, Davut oğlu
İsa Mesih'in soyuyla ilgili kayıt şöyledir...
(Matta, 1/1-2)
Daha sonra İsa'nın annesiyle
kardeşleri geldi. Dışarıda durdular, haber
gönderip onu çağırdılar. (Markos, 3/31)
Önden giden ve arkadan gelen
kalabalıklar şöyle bağırıyorlardı: "Davut
oğluna hozana! Rab'bin adıyla gelene övgüler
olsun, en yücelerde hozana!" İsa Kudüs'e girdiği
zaman bütün kent, "Bu kimdir?" diyerek çalkalandı.
Kalabalıklar, "Bu, Celile'nin Nasıra kentinden
İsa Peygamber" diyordu. (Matta, 21/9-11)
Meryem'in oğlu, Yakup,
Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz
değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda
yaşamıyor mu?.. (Markos, 6/3)
Hz. İsa'nın
beşeri özellikleri
Üçleme inancının özünde Hz.
İsa'nın beşeri özelliklerini gözardı etme anlayışı
bulunmaktadır. Oysa İncil'de Hz. İsa ile ilgili
verilen bilgilerden, bu kıymetli insanın "Allah'ın
oğlu değil, Allah'ın mübarek bir elçisi olarak
anlatıldığı" açıkça anlaşılmaktadır. Onun da
her insan gibi bir hayat yaşadığı görülmektedir.
O da diğer insanlar gibi doğmuş, bebeklik, çocukluk
ve gençlik dönemlerinden geçmiştir. Yemek yeme
ihtiyacı hissettiğinde yanındaki havarileriyle
birlikte Allah'a şükrederek yemek yemiş, uzun
bir günün ardından her insan gibi yorulmuş ve
uyuma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun yanı sıra
Hz. İsa'nın yıkanmak, temizlenmek gibi her türlü
fiziksel ihtiyacına da çevresindeki kişiler
şahit olmuşlardır. Bunlar, bir insanın karşılaması
zorunlu olan doğal ihtiyaçlarındandır. Ayrıca
üçleme inancında Hz. İsa'ya atfedilmeye çalışılan
ilahlık iddiasıyla da tamamen çelişmektedir.

Jean-Baptiste de Champalgne, Son Yemek,
1631-81
|
İsa bilgice ve boyca gelişiyor,
Allah ve insanlar önünde iyilik buluyordu.
(Luka, 2/52)
Onlarla sofrada otururken
İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara
verdi. (Luka, 24/30)
Sevinçten hâlâ inanamayan,
şaşkınlık içindeki öğrencilerine, "Sizde
yiyecek bir şey var mı?" diye sordu. Kendisine
bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu
alıp gözlerinin önünde yedi. (Luka, 24/41-43)
Mayasız Ekmek bayramının
ilk günü öğrenciler İsa'nın yanına gelerek,
"Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık
yapmamızı istersin?" diye sordular. (Matta,
26/17)
Daha sonra İsa, Levi'nin
evinde yemek yerken... (Markos, 2/15)
İsa bundan sonra eve gitti.
Yine öyle büyük bir kalabalık toplandı ki,
İsa'yla öğrencileri yemek bile yiyemediler.
(Markos, 3/20)
Sofraya oturmuş yemek
yerlerken İsa, "Size doğrusunu söyleyeyim"
dedi, "sizden biri, benimle yemek yiyen biri
beni ele verecek." (Markos, 14/18)
Ferisilerden biri İsa'yı
yemeğe çağırdı. O da Ferisi'nin evine gidip
sofraya oturdu. (Luka, 7/36)
... İsa, yolculuktan yorulmuş
olduğu için kuyunun yanına oturmuştu.
Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın
su çekmeye geldi. İsa ona, "Bana su ver,
içeyim" dedi. (Yuhanna, 4/6-7)
İsa, kayığın uç tarafında
bir yastığa yaslanmış uyuyordu... (Markos,
4/38)
İsa onlara, "Gelin, tek başımıza
tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin"
dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek
yemeye bile vakit bulamıyorlardı. (Markos,
6/31)
...Yolculuktan yorulmuş
olan İsa kuyunun yanına oturdu... (Yuhanna,
4/4)
Yukarıda alıntı yaptığımız
bu İncil pasajları Hz. İsa'nın diğer tüm insanlar
gibi Rabbimiz'in rahmetine muhtaç bir beşer
olduğunu ortaya koymaktadır. O, Allah'ın tüm
alemlere üstün kıldığı, peygamberlik makamıyla
şereflendirdiği ve mucizelerle lütufta bulunduğu,
çok üstün ahlaklı bir kuludur. O, seçkin özelliklere
sahip bir beşerdir, ama aynı zamanda diğer canlılar
gibi Allah'ın rahmetine muhtaç, aciz bir kuldur.
Oysa canlı ve cansız tüm kainatın yaratıcısı
olan Allah daima diridir, her an herşeye hakimdir,
herşeyi bilir, herşeye güç yetirir, O'nu uyku
ve uyuklama tutmaz. O her türlü acizlikten de
münezzehtir. O, yarattıklarına çeşitli acizlikler
vermiş ve sahip oldukları bu eksiklikleri fark
ederek yalnızca Kendisi'ne kulluk etmelerini,
herşeyi Kendisi'nden istemelerini emretmiştir.
Hz. İsa
da tüm insanlar gibi Allah'ın rahmetine muhtaç
bir kuldur
Allah’ın emri geldi,
artık onda acele etmeyin. O (Allah),
şirk koştukları şeylerden münezzeh
ve yücedir.
(Nahl Suresi, 1)

|
Hem Kuran ayetlerinde hem de
İncil'de Hz. İsa'nın Allah'ın sonsuz lütfuyla
çeşitli mucizeler gösterdiğinden bahsedilir.
Ancak Hz. İsa her konuşmasında; yaptığı tebliğlerinde
ve havarilerle olan sohbetlerinde bu mucizeleri
Allah'ın dilemesiyle gerçekleştirdiğini belirtmiştir.
Konuşanın kendisi değil Allah olduğunu, tüm
yapılan işleri Allah'ın yerine getirdiğini,
Allah'ın tüm canlılar üzerinde tek hakim olduğunu
sık sık hatırlatmıştır. Kendisinin Allah'ın
risaletini insanlara duyuran bir kul olduğunu,
Allah'ın dilemesiyle bu yaptıklarını gerçekleştirdiğini,
her yaptığının Allah'ın kontrolünde olduğunu
vurgulamıştır. Bu açıklamalarından bazıları
şu şekildedir:
Herşey bana Rabbim tarafından
verildi... (Matta, 11/27)
...Allah'ın bana verdiği
buyruk uyarınca iş görüyorum... (Yuhanna,
14/31)
...Size söylediğim sözleri
kendiliğimden söylemiyorum... (Yuhanna,
14/10)
...Size önemle belirtirim
ki, elçi kendiliğinden hiçbir şey yapamaz...
(Yuhanna, 5/19)
...Benim öğretişim kendimden
değil, beni gönderenden esinleniyor. (Yuhanna,
7/16)
Onları bana veren Rabbim
her varlıktan üstündür... (Yuhanna, 10/29)
Çünkü ben kendiliğimden
konuşmadım. Ne diyeceğimi, ne konuşacağımı
beni gönderen Allah buyurdu. O'nun buyruğunun
ise sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun
için konuştuğum her sözü Allah'ın bana
bildirdiği gibi söylüyorum. (Yuhanna,
12/49-50)
İsa Allah'ın herşeyi kendi
ellerine verdiğini ve Allah'tan gelmiş olup
yine Allah'a gittiğini biliyordu. (Yuhanna,
13/3)
Beni gönderen benimle beraberdir.
O beni kendi başıma bırakmadı. Çünkü ben
her zaman O'nun beğendiği işleri yapıyorum.
(Yuhanna, 8/29)
Ben kendi kendime hiçbir
şey yapamam; işittiğim gibi yargılarım. Benim
yargılayışım doğrudur. Çünkü kendi isteğimi
değil, beni gönderenin isteğini ararım.
(Yuhanna, 5/30)
Kendisine Rabbimden olanak
sağlanmadıkça, kimse bana gelemez... (Yuhanna,
6/65)
İncil'de yer alan yukarıdaki
açıklamalar üçleme inancı açısından son derece
önemlidir. Çünkü bu ifadelerde, Hz. İsa'nın
bir ilah değil (Allah'ı tenzih ederiz), Allah'a
muhtaç, Allah'ın dilediği şekilde hareket eden,
Allah'ın emrettiği şekilde karar veren, Allah'ın
ilhamıyla konuşan, Allah'ın beğeneceği işler
yapan bir kul olduğu bizzat Hz. İsa'nın kendisi
tarafından dile getirilmektedir. Ancak üçleme
inancında tüm bu hikmetli ve samimi ifadeler
göz ardı edilmekte, Hz. İsa ise var olmak için
hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, üstün bir varlık
olarak tanıtılmak istenmektedir. Oysa bunlar
gerçeği yansıtmadığı gibi, hem Rabbimiz'in yüce
Zatı'na hem de O'nun mübarek elçisi Hz. İsa'ya
karşı da saygıdan uzak bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Rabbimiz tüm bu benzetmelerden münezzehdir.
O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, tüm kusur ve
eksikliklerden uzak, sonsuz ve tek güç sahibi
olan Allah'tır. O'na denk ve eş bir varlık yoktur.
Buradaki ifadede Hz. İsa'nın
yalnızca Allah'a kulluk etmekle ilgili hükümlere
uyduğu açıkça görülmektedir. Yalnızca Allah'a
kulluk eden Hz. İsa'yı sözde Allah ile eşit
sayan üçlemenin ne kadar batıl bir inanç olduğu,
buradan da anlaşılabilir. (Allah'ı tenzih ederiz)
Hz. İsa'nın
Allah'a dua etmesi
Üçleme inancını yalanlayan
bir diğer delil ise, bu mübarek insanın Rabbimiz'e
olan samimi dualarıdır. Dua eden insan Allah'ın
varlığını ve birliğini, O'na karşı olan acizliğini,
kendisine tek yardım edecek olanın Allah olduğunu
ve O'ndan başka ibadet edilecek hiçbir güç olmadığını
kabul etmiş demektir. Dua Allah'a olan derin
teslimiyetin, kişinin kendi aczinin farkında
oluşunun en güzel ifade şekillerinden biridir.
Rabbimiz tüm eksik sıfatlardan münezzeh olan
ve sonsuz kudret sahibi olandır. Evrende tüm
kudret O'na aittir. Yardım ve bağışlanma, sadece
ve sadece, herkesin Kendisi'ne muhtaç olduğu,
Kendisi ise kimseye muhtaç olmayan Allah'tan
istenir. Hz. İsa'nın duaları da Allah'a olan
teslimiyetinin ve sahip olduğu güçlü Allah korkusunun
en samimi göstergelerindendir. İncil'de belirtildiğine
göre Hz. İsa hem şükretmek hem de istekte bulunmak
amacıyla Rabbimiz'e dua etmiştir. Kendisine
isteklerini verebilecek tek ve mutlak gücün
Allah olduğunu bilmiştir:
Biraz ileriye giderek
yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu...
(Matta, 26/39)
Halka çimenlerin üzerine
oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle
iki balığı aldı, gözlerini göğe dikerek
şükran duasını yaptı... (Matta, 14/19)
Halkı salıverdikten sonra
dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam
olurken orada yalnızdı. (Matta, 14/23)
Sabah çok erkenden, ortalık
henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız
bir yere gitti, orada dua etmeye başladı.
(Markos, 1/35)
Onları uğurladıktan sonra,
dua etmek için dağa çıktı. (Markos,
6/46)
İsa öğrencilerine, "Ben
dua ederken siz burada oturun" dedi. (Markos,
14/32)
O günlerde İsa, dua etmek
için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah'a
dua ederek geçirdi. (Luka, 6/12)
İsa bir yerde dua ediyordu.
Duasını bitirince öğrencilerinden biri O'na,
"Öğretmen" dedi, "Yahya'nın kendi öğrencilerine
öğrettiği gibi sen de bize dua etmesini öğret."
(Luka, 11/1)
... Ben, imanını yitirmeyesin
diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman
kardeşlerini güçlendir." (Luka, 22/32)
Kuran'da yer alan bir ayette
de Hz. İsa'nın, Rabbimiz'in en güzel sıfatlarını
anarak yaptığı samimi duası şöyle bildirilmiştir:
Meryem
oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten
bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için
bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun.
Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en
hayırlısısın" demişti. (Maide Suresi, 114)
Allah Hz. İsa'nın bu duasını
kabul etmiş ve şöyle buyurmuştur:
Allah demişti
ki: "Şüphesiz Ben bunu size indireceğim. Artık
bundan sonra sizden kim inkâr ederse, Ben
onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım
bir azapla azablandıracağım." (Maide Suresi,
115)
Hz. İsa Allah'a dua ederek
O'ndan bir sofra indirmesini istemiştir. Allah
Hz. İsa'nın bu duasını kabul ederek O'nun dileğini
yerine getirmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki,
Hz. İsa'nın bu mucizeyi yerine getirecek bağımsız
ve özel bir gücü bulunmamaktadır. O, Allah'ın
sonsuz yaratma gücünü insanlara göstermesinde
elçilik görevini üstlenen çok mübarek bir kuldur.
İncil'de
Hz. İsa "Allah'ın elçisi" olarak isimlendirilmiştir
Üçleme inancının özünde, Hz.
İsa'yı Allah'ın risaletini tebliğ eden bir elçi
ya da diğer peygamberler gibi Allah'ın gönderdiği
bir kul olarak değil, "Allah'ın oğlu" (Allah'ı
tenzih ederiz) olarak görme anlayışı bulunmaktadır.
Oysa İncil'de Hz. İsa'nın Allah'ın vahyini tebliğ
eden, insanları iman etmeye ve Allah'a teslim
olmaya davet eden bir elçi olduğu anlatılır.
Hz. İsa da "gönderilmiş bir elçi" olduğunu tebliğlerde
sürekli ifade etmektedir. Hz. İsa'nın Allah'a
söylediği "Ben onlara Senin sözünü ilettim"
(Yuhanna, 17/14) şeklindeki sözü özellikle dikkat
çekicidir. O da Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz.
Davud, Hz. Muhammed gibi bir peygamberdir, Allah'ın
risaletini tebliğ eden bir elçidir. Nitekim
bir İncil pasajında Hz. Musa'nın; "Tanrı
size kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi
bir peygamber çıkaracak" (Elçilerin İşleri,
7/37) şeklinde söylediği haber verilmektedir.
Hz. İsa'nın peygamberliğini teyit eden İncil
açıklamalarından bazıları şu şekildedir:
Beni sevmeyen, sözlerimi
tutmaz. İşittiğiniz söz benim değil, beni
gönderen Allah'ındır. (Yuhanna, 14/24)
Eğer Rabbimin işlerini
yapmıyorsam, bana iman etmeyin. Ama yapıyorsam,
bana iman etmeseniz bile, yaptığım işlere
iman edin… (Yuhanna, 10/37-38)
Halk, İsa'nın yaptığı mucizeyi
görünce, "Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber
budur" dedi. (Yuhanna, 6/14)
..."O adam, Allah'ın ve bütün
halkın önünde gerek söz, gerek eylemde
güçlü bir peygamberdi." (Luka, 24/19)
... Çünkü beni göndereni
tanımıyorlar. (Yuhanna, 15/21)
Allah, sizleri kötü yollarınızdan
döndürüp kutsamak için kulunu ortaya çıkarıp
önce size gönderdi." (Elçilerin İşleri,
3/26)
Sonsuz yaşam, tek gerçek
Rab olan Seni ve gönderdiğin İsa Mesih'i tanımalarıdır.
Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamakla
Seni yeryüzünde yücelttim. Dünyadan bana verdiğin
insanlara Senin adını açıkladım. Onlar senindiler,
bana verdin ve Senin sözüne uydular. Bana
verdiğin herşeyin Sen'den olduğunu şimdi biliyorlar.
Çünkü bana ilettiğin sözleri onlara ilettim,
onlar da kabul ettiler. Senden çıkıp geldiğimi
gerçekten anladılar, beni Senin gönderdiğine
iman ettiler. (Yuhanna, 17/3-8)
Size doğrusunu söyleyeyim,
benim gönderdiğim herhangi bir kimseyi kabul
eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden
de beni göndereni kabul etmiş olur. (Yuhanna,
13/20)
...Ben kendiliğimden gelmedim.
Ama beni gönderen gerçektir. Ne var ki, O'nu
tanımıyorsunuz. Oysa ben O'nu tanıyorum. Çünkü
O'ndanım ve beni O gönderdi. (Yuhanna,
7/28-29)
İsa, "Başka yere gidelim"
dedi, "Yakın kasabalara. Oralarda da sözü
yaymam gerek. Çünkü bunun için geldim."
(Markos, 1/38)
İsa, "Allah tarafından onaylanan
iş, O'nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir"
diye karşılık verdi. (Yuhanna, 6/29)
Allah'ın gönderdiği kişi
Allah'ın sözlerini konuşur... (Yuhanna,
3/34)
...Ama beni gönderen gerçektir
ve ben O'ndan duyduklarımı dünyaya bildiriyorum.
(Yuhanna, 8/26)
... İsa, "Benim, sizin bilmediğiniz
bir yiyeceğim var" dedi. Öğrenciler birbirlerine,
"Acaba biri ona yiyecek mi getirdi?" diye
sordular. İsa, "Benim yemeğim, beni gönderenin
isteğini yerine getirmek ve O'nun işini tamamlamaktır"
dedi. (Yuhanna, 4/31-34)
Hz. İsa'nın
tebliğinin özü: Allah'a iman ve kulluk
Üçleme
inancına göre Hıristiyanlığın öncelikli şartı
Hz. İsa'ya imandır ve üçlemeye inanmayan bir
kişi gerçek bir Hıristiyan değildir. Oysa İncil'de
bu iddiaları çürüten çok net açıklamalar bulunmaktadır.
Özellikle de Hz. İsa'nın tebliği, insanları
sadece Allah'a iman etmeye davet etmek üzerinedir.
Hz. İsa çevresindeki insanların sorularını,
şüphelerini, kuşkulu yaklaşımlarını onları Allah'a
teslim olmaya davet ederek gidermektedir.
İsa ona şu karşılığı verdi:
"Allah'ın Rab'be tapacak, yalnız O'na kulluk
edeceksin' diye yazılmıştır." (Luka, 4/8)
"Size doğrusunu söyleyeyim,
sözümü işitip beni gönderene iman edenin
sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz,
ölümden yaşama geçmiştir. (Yuhanna, 5/24)
"Hiç kimse iki efendiye
kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü
sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür.
Siz hem Allah'a, hem de paraya kulluk edemezsiniz.
(Matta, 6/24)
İsa ona şu karşılığı verdi:
"Allah'ın olan Rab'bi bütün yüreğinle,
bütün canınla ve bütün aklınla sev.' (Matta,
22/37)
Onların tartışmalarını dinleyen
ve İsa'nın onlara güzel bir cevap verdiğini
gören bir din bilgini yaklaşıp ona, "Tüm buyrukların
en önemlisi hangisidir?" diye sordu. İsa şöyle
karşılık verdi: "En önemlisi şudur: Dinle,
ey İsrail! Allah'ımız olan Rab tek Rab'dir.
Allah'ın olan Rab'bi bütün yüreğinle, bütün
canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev.
İkincisi de şudur: Komşunu kendin gibi sev.
Bunlardan daha büyük buyruk yoktur." Din bilgini
İsa'ya, "İyi söyledin, öğretmenim" dedi. "Allah
tektir ve O'ndan başkası yoktur" demekle doğruyu
söyledin. (Markos, 12/28-32)
Bunun üzerine taşı kaldırdılar.
İsa gözlerini gökyüzüne dikerek şöyle dedi:
"Rab, beni işittiğin için Sana şükrediyorum.
Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama
bunu, çevrede duran halk için, beni Senin
gönderdiğine iman etsinler diye söyledim."
(Yuhanna, 11/41-42)
|

Hani Havarilere: "Bana ve elçime
iman edin" diye vahy (ilham) etmiştim;
onlar da: "İman ettik, gerçekten
Müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol"
demişlerdi. (Maide Suresi, 111)
|
İsa yüksek sesle, "Bana
iman eden bana değil, beni gönderene iman etmiş
olur" dedi. "Beni gören, beni göndereni
de görür. Bana iman eden hiç kimse karanlıkta
kalmasın diye, dünyaya ışık olarak geldim. Sözlerimi
işitip de onlara uymayanı ben yargılamam. Çünkü
ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya
geldim. Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen
kişiyi yargılayacak biri var. Söylediğim söz
o kişiyi son günde yargılayacaktır. Çünkü ben
kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Allah'ın
Kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini
bana buyurdu. O'nun buyruğunun sonsuz yaşam
olduğunu bilirim. Ne söylüyorsam, Allah'ın bana
söylediği gibi söylüyorum." (Yuhanna, 12/44-50)
Yukarıdaki İncil açıklamalarında
da görüldüğü gibi Hz. İsa diğer tüm peygamberler
gibi Allah'a tüm kalbiyle teslim olmuş mübarek
bir kuldur. İnsanlara Allah'ın vahyini aktarmış,
onlara Allah'a bir ve tek olarak iman etmeleri
için çağrıda bulunmuştur. Yeryüzünde devam eden
hayatı boyunca çok zor şartlarla karşılaşmış,
tebliğini engellemeye çalışan çok sayıda din
karşıtı insan olmasına karşın, çok üstün bir
sabır göstererek Allah'ın dinini anlatmaya devam
etmiştir. Şiddetli Allah korkusu ile son ana
kadar insanları tüm kainatın yaratıcısı olan
Allah'a iman etmeye ve O'na kulluk etmeye davet
etmiştir. Tüm bunlar Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu
değil (Allah'ı tenzih ederiz), kavmine Allah'tan
müjdeler getiren, ahiret gününe karşı insanları
uyaran, güzel ahlaka davet edip her türlü bağnazlıktan
kurtulmaları için onlara çağrıda bulunan bir
peygamber olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sadece Hz. İsa değil, Hz. İsa'nın tebliğini
dinleyen, öğütlerini tutan ve bu kutlu insanın
izinden giden ilk İseviler de Hz. İsa gibi birer
muvahhiddiler. Gördükleri baskılar onları asla
yıldırmamış, Allah'ı birleyenler olarak Hz.
İsa'nın yolundan hiçbir şekilde dönmemişlerdir.
Bu kişiler Nasranilerdir.
Hz. İsa'nin
Tebliğine Uyan Samimi Hıristiyanlar: Nasraniler
Hz. İsa, arkasında
sadık bir müminler topluluğu bıraktı. Yeni Ahit'e
göre Hz. İsa'nın seçtiği on iki havari, Hz.
İsa'nın ailesi ve Hz. İsa'ya iman eden diğer
Yahudilerden oluşan bu topluluk, diğer Yahudiler
tarafından "Nasraniler" (Nazareans) olarak tanımlandılar.11
Bu ifadenin, İncil'de Hz. İsa için kullanılan
"Nasıralı İsa" deyiminden türediği ya da bu
deyimle aynı kaynaktan çıktığı kabul edilir.
Nasraniler
Eski Ahit'e ve Hz. Musa'nın hükümlerine uymaya
devam ediyorlar, Musevi inancının emir ve yasaklarına
uyuyorlardı. Nasranileri diğer Yahudilerden
ayıran en önemli fark ise, Hz. İsa'nın getirdiği
yeni dini benimsemeleri ve onu bir peygamber
ve bir Mesih olarak kabul etmeleriydi. Hz. İsa'nın,
daha önceden Hz. Musa tarafından haber verilen12
ve Allah'ın, Yahudileri doğru yola yöneltip
dinlerini batıl inanışlardan arındırmak için
gönderdiği peygamber olduğuna iman ediyorlardı.
Nasraniler Hz. İsa'nın Allah Katı'na alınışının
ardından, onun getirdiği mesajı yaymak için
tüm imkanlarıyla mücadele ettiler. Yeni Ahit'in
İncillerden sonra en önemli kitabı kabul edilen
Elçilerin İşleri, bu konu hakkında önemli bilgiler
verir.
Nasranilerin
mesajı
Elçilerin İşleri'nde yazıldığına
göre, Hz. İsa'nın öğrencileri peygamberlerinin
Allah Katı'na alınışının ardından yoğun bir
baskı görmeye başladılar. Dönemin Yahudi din
adamları, onları kendilerince sapkın bir mezhep
olarak görüyor ve elden geldiğince susturmak
ve sindirmek istiyorlardı. Romalıların gözünde
de sakıncalı bir konumdaydılar. Ancak baskılar
ve kınamalar onları yıldırmadı. Bunun en büyük
sırrı ise kuşkusuz Allah'a olan inançlarıydı.
Bu inanç onlara büyük bir dayanışma ve kardeşlik
de kazandırmıştı. Elçilerin İşleri'nde bu durum
şöyle anlatılır:
İmanlıların tümü birarada
bulunuyor, herşeyi ortaklaşa kullanıyorlardı.
Mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını
herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı. Her
gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar,
kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç
ve sadelikle yemek yiyor ve Allah'ı övüyorlardı.
Tüm halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de
her gün yeni kurtulanları onların arasına
katıyordu. (Elçilerin İşleri, 2/44-47)
Bir başka bölümde, Nasraniler
arasındaki dayanışma ve fedakarlık şöyle anlatılır:
İnananların topluluğu yürekte
ve düşüncede birdi. Hiç kimse sahip olduğu
herhangi bir şey için "bu benimdir" demiyor,
herşeylerini ortak kabul ediyorlardı... Allah'ın
büyük lütfu hepsinin üzerindeydi. Aralarında
yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi
olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini
getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu
da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı. Örneğin,
Kıbrıs doğumlu bir Levili olan ve elçilerin
Barnaba, yani 'Cesaret Verici' diye adlandırdıkları
Yusuf, sahip olduğu bir tarlayı sattı, parasını
getirip elçilerin buyruğuna verdi. (Elçilerin
İşleri, 4/32-37)
Bu denli büyük bir iç disipline
sahip olan Nasraniler, Hz. İsa'nın tebliğini
diğer Yahudilere anlatmaya devam ettiler. Hz.
İsa'yı tanıtırken de onun Allah'ın Yahudilere
gönderdiği son peygamber olduğunu söylüyorlardı.
Havari Petrus'un Süleyman Tapınağı'ndaki bir
grup Yahudiye yaptığı bir konuşma, Elçilerin
İşleri'nde şöyle aktarılır:
"Şimdi ey kardeşler, yöneticileriniz
gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı
biliyorum... Öyleyse, günahlarınızın silinmesi
için tövbe edin ve Allah'a dönün. Öyle ki,
Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin
için önceden belirlenmiş olan Mesih'i, yani
İsa'yı göndersin. Allah'ın eski çağlardan
beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği
gibi, herşeyin yeniden düzenleneceği zamana
dek İsa'nın gökte kalması gerekiyor. Musa
şöyle demişti: 'Tanrınız olan Rab size, kendi
kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber
çıkaracak. Onun size söyleyeceği her sözü
dinleyin. O peygamberi dinlemeyen herkes Allah'ın
halkından koparılıp yok edilecektir.'
Samuel ve ondan sonra gelip
konuşmuş olan peygamberlerin hepsi de bu günleri
duyurmuştur. Sizler peygamberlerin mirasçıları,
Allah'ın atalarınızla yaptığı antlaşmanın
mirasçılarısınız. Nitekim Rab İbrahim'e şöyle
demişti: 'Senin soyunun aracılığıyla yeryüzündeki
tüm halklar kutsanacaktır.' Allah, her birinizi
kötü yollarından döndürüp kutsamak için kulunu
ortaya çıkarıp önce size gönderdi." (Elçilerin
İşleri, 3/17-26)
Bu ifadelerde Petrus, Hz.
İsa'dan "Allah'ın kulu" diye bahsetmekte ve
onun bir peygamber olduğunu vurgulamaktadır.
Hz. İsa'nın, Hz. Musa tarafından haber verilmiş
bir peygamber olduğu insanlara anlatılmaktadır
ve "Allah'ın Oğlu" gibi bir kavram yer almaktadır.
Üçleme inancından ya da Hz. İsa'ya atfedilen
sözde ilahlık sıfatından da bir bahis yoktur.
(Allah'ı tenzih ederiz.)
Nasranilere
Baskılar
Elçilerin İşleri'nde anlatıldığına
göre dönemin Yahudi din adamları Nasranilerden
rahatsız oldu ve onların tebliği yayıldıkça
bu rahatsızlık arttı. Hem Yahudi din adamları,
hem de onlar tarafından kışkırtılan Roma yönetimi
onları "siyasi açıdan" tehlikeli bir grup saydı
ve hedef aldı. Tarihi kayıtlara göre, Nasranilere
karşı uygulanan baskı politikası giderek arttı.
Birçok kez tutuklandılar, kırbaçlandılar ve
Hz. İsa'nın adını anmamaları için uyarıldılar.
MS 48-49 yıllarında Nasranilerin tutuklanması
ve cezalandırılması iyice arttı. Sonunda, MS
62-65 yılları civarında Nasranilerin lideri
tutuklandı ve öldürüldü. Nasranilerin diğer
Yahudilerle, özellikle de önde giden din adamları
ile (Saddukiler ve Ferisiler) anlaşamamalarının
nedeni, İncil metinlerine göre, bu din adamlarının
"kuşaktan kuşağa aktardıkları geleneklerle
Tanrı'nın sözünü geçersiz kılmaları"ydı.
(Markos, 7/13)
Yeni Ahit'e göre Hz. İsa'nın
yakın ailesinin ve havarilerinin liderliğinde
yaşayan bu cemaatin belirgin vasfı "bir ve tek
olarak Allah'a" inanmalarıydı. Nasraniler
için Hz. İsa Allah'ın kutlu elçisi idi. Üçleme
inancı ise onlar için hiçbirşey ifade etmiyordu.
Onlar için önemli olan Hz. İsa'nın getirdiği
mesajdı. Nitekim Nasrani yazılarında -örneğin
Yeni Ahit'teki "Yakub'un Mektubu"nda- hep Allah'a
imana çağrıda bulunulmakta ve daha çok imani
kavramların üzerinde durulmaktadır.
48-49 yılları arasında Yahuda'nın
Romalı valisi, çok sayıda Nasraniyi çarmıha
gerdirdi. Roma'ya karşı gelişen her türlü isyan
hareketinde Nasranilerin de rolü olduğu düşünülüyordu.
50'li yıllarda baskı sürdü. Nasrani topluluğu
65 yılında Kudüs'ten çıktı ve Mezopotamya'ya
doğru göç etti.
"Sapkınlar"
ve Ebionlar
Nasraniler,
ikinci yüzyıldan itibaren Kilise önderlerinin
yazılarında "sapkın" bir mezhep olarak anılmaya
başladılar. Kilise'nin önemli isimlerinden biri
olan Justin Martyr, MS 150 yılında yazdığı bir
metinde, Hz. İsa'yı bir Mesih olarak tanıyan,
ancak yine de onu normal bir insan sayan, yani
"Tanrı'nın oğlu" (Allah'ı tenzih ederiz) olarak
görmeyen, bir mezhepten söz etmişti. Martyr
bir konuyu daha vurgulamıştı; bu insanlar üçlemeyi
savunan çevreler tarafından kötüleniyorlardı
ve iki tarafın arası son derece bozuktu.13
Bundan yaklaşık yarım yüzyıl
sonra ise, Katolik Rahip Irenaeus, Adversus
Haereses (Sapkınlara Cevaplar) adlı bildirisini
yayınlandı. Irenaeus'un en çok yerdiği "sapkın"ların
başında da "Ebionim" olarak tanımladığı bir
cemaat geliyordu. "Ebionim" kelimesi, İbranice'deki
"Ebion" kelimesinin çoğuluydu ve kısaca "fakirler"
anlamına geliyordu.

Hani melekler, dediler ki: "Meryem,
doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi
sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem
oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve
ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır'
ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır…"
(Al- I İmran Suresi, 45)
|
Irenaeus'a
göre Ebionlar cemaatinin "sapkın" olmasının
nedeni ise, Hz. İsa'nın normal bir insan olduğu
yönündeki inançlarıydı. Ayrıca yine Irenaeus'a
göre, Yahudi hükümlerinin tüm kurallarına hala
titizlikle uyuyorlar, öte yandan dört İncil
içinden de bir tek Matta İncili'ni kabul ediyorlardı.14
Yazılı kaynaklardan söz konusu Ebionlar cemaatinin
Nasraniler olduğu anlaşılmaktadır. Kilise önderleri
"Ebion" ve "Nasrani" terimlerini hep aynı topluluğu
ifade etmek için kullanmışlardır. Örneğin 4.
yüzyılın sonlarında Epiphanius adlı bir Kilise
yazarı, yazdığı bir bildiride "Nasrani" ve "Ebion"
kelimelerini aynı anlamda ve aynı grubu ifade
etmek için dönüşümlü olarak kullanıyordu. Epiphanius'a
göre, bu grubun "sapkınlığı" Hz. İsa'nın
sözde ilah olduğunu reddetmelerinden ve onu
normal bir insan olarak tanımlamalarından kaynaklanıyordu.
Epiphanius, bu kişilerin, Kilise'nin onayladığı
Yeni Ahit kitaplarını değil, bu kitapların "başka
versiyonlarını" kullandıklarını da vurguluyordu.15
Ebionların Hz. İsa'yı bir insan
olarak gördükleri, ona ilahlık atfetmek gibi
bir inanca sahip olmadıkları, 22 Aralık 2003
tarihli Time dergisinde yayınlanan "The Lost
Gospels" (Kayıp İnciller) başlıklı bir makalede
de şöyle vurgulanıyordu:
Ebionlar
Hz. İsa'ya inanıyor, ancak (araştırmacı) Ehrman'ın
belirttiği gibi, 'onu Yahudi kutsal kitabında
vaat edildiği gibi, "Yahudilere gönderilmiş
Yahudi Mesihi" olarak görüyorlardı. Ebionların
inandığı Hz. İsa, Üçleme'nin bir parçası değildi.
Onun bir insan olduğunu ve özelliğinin Yahudi
şeriatını mükemmelleştirmek olduğunu savunuyorlardı.16
Kudüs'ten ayrılan Nasraniler
Suriye taraflarına göç ettiler ve ilerleyen
birkaç yüzyılda Mezopotamya'da varlıklarını
sürdürdüler. Ancak Nasraniler bir topluluk olarak
bu bölgede yaşadılarsa da, Nasrani öğretisi
giderek yayıldı ve çok daha uzak coğrafyalara
ulaştı. Roma'daki Katolik Kilisesi'nin ulaşmadığı
bölgelerde, en azından Hıristiyanlığın ilk dört
yüzyılında, Nasrani inancına sahip çeşitli Hıristiyan
mezhepleri geliştiler. Nasrani öğretisine sahip
çıkan ya da en azından bu öğretiden etkilenen
söz konusu muhalif Hıristiyan hareketlerinin
en ünlüsü, önceki bölümlerde üzerinde durduğumuz
İskenderiye Piskoposu Arius'un adıyla anılan
"Ariusçuluk" hareketiydi.
-----------------------------------------------------------------------
11.
Nasrani terimi, Yeni Ahit'in Elçilerin İşleri
kitabında geçer. Burada gelenekçi Yahudiler,
Hz. İsa'nın öğrencilerini tanımlamak için "Nasrani
tarikatı" deyimini kullanırlar. (24:5)
Terim, döneme ait Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında
da geçmektedir. 
12. Tevrat'ta Hz. Musa'nın şöyle dediği yazılıdır:
"Allah'ınız olan Rab size, kendi kardeşlerinizin
arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak.
Onun size söyleyeceği her sözü dinleyin. O peygamberi
dinlemeyen herkes Tanrı'nın halkından koparılıp
yok edilecektir." (Tesniye, 18:15)
13. Michael Baigent, Richard Leigh, Henry Lincoln,
The Messianic Legacy, s. 136
14. Irenaeus, Adversus Haereses, 1:26; Michael
Baigent, Richard Leigh, Henry Lincoln, The Messianic
Legacy, s. 136
15. Epiphanius. Contra Octoaginta Haereses,
xxx, s. 45; Michael Baigent, Richard Leigh,
Henry Lincoln, The Messianic Legacy, s. 137
16. David van Biema, The Lost Gospels, Time,
22 Aralık 2003 
|